ÜLKER’ in Doğuşu Ek1. ve Ek 2.

Ek 1. 1930 – 1950 seneleri arası Türkiye’de imalat dünyası …

Sanayi Tesisleri

Osmanlı döneminden kalan başlıca fabrikaların çoğu 19. yüzyılda kurulmuştur. Yıldız Çini Fabrikası, Tophane-i Amire (16. yy’da kuruldu), Hereke Dokuma Fabrikası, Bakırköy Baruthanesi, Cibali Tütün Fabrikası, Feshane, Beykoz Kâğıt Fabrikası, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Yedikule İplik Fabrikası, Dolmabahçe Gazhanesi, Osmanlı Kibritleri Fabrikası, Paşabahçe Mum Fabrikası, Beykoz Cam Fabrikası, en bilinenleridir. Un fabrikaları, tersaneler, dökümhaneler, dokuma atölyeleri çok sayıdadır. 300 kadar fabrikanın kaydı vardır.
Cumhuriyet döneminde Sümerbank Bez Fabrikası, Afyon Şeker Fabrikası, Kırıkkale Mühimmat Fabrikası, Ankara Çimento Fabrikası, birkaç tersane ve tamir atölyesi gibi çok önemli fabrikalar kurulmuştur.
Cumhuriyet döneminin ilk özel sektör örneği Şakir Zümre Mermi Fabrikası’dır. Atatürk’ün isteği ile kurulmuştur. Ordumuza büyük hizmeti olmuştur. 1944’te ülkemizdeki savunma sanayiini sabote eden Marshall yardımı başladıktan sonra fabrika dönüştürülerek gene ülkeye çok gerekli olan soba imalatına başlamıştır. Patronun vefatından bir kaç yıl sonra 1970’te kapanmıştır. Diğer büyük müteşebbisler olan Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ uçak yapımını başarmış ancak Atatürk’ten sonra devlet tarafından engellenmişlerdir. Merak eden Vikipedi’den okusun.
1920’li yıllarda Ankara’da ticaret ve inşaat işlerine başlayan Vehbi Koç otomotiv temsilcilikleri aldı, inşaat malzemeleri üretimine de başladı. 1950’lerden sonra General Elektrik ampul fabrikası ve Arçelik başta olmak üzere hemen her sektörün lider kuruluşlarını kurdu.
1930’larda kurulan Mensucat Santral ilk özel sektör mensucat sanayi örneği di. Sonraki firma 1950’lerde kurulan Bahariye Mensucat idi. Diğer firmalar imalathane idi.

İmalathaneler

Devletin “Fransız kalması”ndan ötürü üretim esnaflık seviyesini geçememiştir. Metal eşyada en çok bakır üretimi gelişti. Bakır minerali eritildikten sonra içine bir kavak dalı sokulur, saf karbon olan kavak bakır oksitin oksijeni ile birleşince saf bakır ayrılır, sonra hazırlanan kalıba dökülerek önce kalın bir takoz elde edilir. Müteakiben (ondan sonra) tavlama ve örste çekiçle döverek istenen kalınlıkta levha haline getirilirdi. Merkezi Doğu Anadolu idi. Varlık vergisi ve muhtelif göçler neticesinde ayrılan Rum vatandaşlardan devir alınmıştı.
Gençliğinde dövmeci olarak Maraş’ta çalışmış bir iş adamı merhum Kazım Ramazanoğulları şöyle anlatmıştı: “Daire halinde dizilmiş 8-9 dövmeci çekiçlerini havaya kaldırır sonra usta kıskaç ile bakır takozunu körükle harlandırılan tav ocağından alıp örsün üzerine koyar koymaz sıra ile onun gösterdiği noktaya çekiçler iner, “trrt” diye bir ses duyulur, sonra tavı geçirmeden bu iş bir kaç kere tekrarlanır. Tekrar tavlanır, tekrar dövülür. Kalın bir levha haline getirilir.
Daha sonra çıkan buharlı şahmerdanlar dövme işini kolaylaştırdı.” Sonra bu levhalar bakır eşya üreticileri tarafından alınır, çekiç kullanarak özel dövme teknikleri ile tencere, kazan, mangal gibi eşyalar haline getirilir. Tencere ve sahanlar kalaylanarak mutfakların ana eşyası olarak kullanılırdı. Bu zanaat Anadolu’nun çeşitli mahallerinde icra edildiği gibi İstanbul Beyazıt’ta Bakırcılar semtinde 80’li yıllara kadar icra edildi. Önce alüminyum, sonra paslanmaz çelik mutfak eşyaları çıkınca bakır kaplar mutfaklarda kullanılmaz oldu. Sadece turistik eşya imalatına dönen sektör çok küçüldü. İstanbul’da imalat kalmadı.
Bir kısmı da oto radyatörü gibi sanayi mamullerinde kullanılırdı. Yeri İstanbul idi. 80’lerde ithalat başlayınca bu sektör ithal mamuller ile rekabet edemedi. El tezgâhlarında kumaş dokunur, örgü giysilerin çoğu elde yapılırdı. Ana hammadde olan pamuk ve yünü çiftçiler yeterince üretirdi. Bunlar önce iplik haline getirilir sonra dokuma ve örmecilere satılırdı. Memleketin her yerinde imalat vardı. İstanbul’da dokuma merkezi Yeşildirek idi. İpekli dokumalar Bursa’da üretilirdi. Daha sonra ithal ve yerli sentetik elyaf da kullanılmaya başladı.
Cumhuriyet ilanından hemen sonra yapılan kıyafet ve şapka devrimlerinden sonra şehirli erkeklerin takım elbise, yakası kolalı beyaz gömlek, kravat ve “foter” (fötr) şapka giymeleri “hökümet” emri idi. Bayanlar da resmi dairelere veya davetlere giderken şapka takmak zorunda idiler. Elbiseler ve gömlekler terzilerde diktiriliyordu ama ithal şapka ve kravatlar Beyoğlu veya Sirkeci mağazalarından alınıyordu. Konfeksiyon yoktu. Sadece pardösü hazır alınırdı. En meşhur satıcı Tünel-Galatasaray arasındaki Mayer idi. Mısır Çarşısı’nın Sirkeci’ye bakan girişindeki Borsalino mağazası en meşhur İtalyan şapkalarını satardı.
Vitali Hakko çocukluğundan beri önce Sultanhamam sonra Kapalıçarşı’da çalışırken bu pazarı farketti. 1934’te 20’li yaşlarda Sultanhamam’da Şen Şapka mağazasını açtı. Bayan ve erkek şapkalarında en başarılı yerli firma oldu. Daha sonra eşarp ve kravat üretimine de başlayarak Vakko’yu kurdu. Devamlı büyüdü ve 1960’lardan sonra önemli moda merkezlerinden biri oldu. Bihakkın (hak ederek) çok başarılı oldu.
Marangozluk çok geçerli bir meslekti. Hem ev hem eşya yapımında ahşap kullanım oranı çok yüksekti. Deniz nakliyatı olduğundan kerestecilerin çoğu Unkapanı’nda Haliç üzerinde bulunurlardı. Marangozlar da bu civarda idiler. Kündekâri (çivi ve tutkal kullanmadan geçmeli bağlama) tekniği ile süslemeli ev eşyaları yapan marangozlar sayıları azalsa da halen bulunabilir Atölye seviyesinde olan imalatçıların çoğu İstanbul’da muayyen mahallerde icrayı sanat etmekte idi.
Türklerin tarih mirası olan debbağlık (tabakhanede deri işleme) diğer önemli imalat çeşidi idi. Hem sayacılığın hem de saraçlığın ana hammaddesi idi. 13. yüzyılda Ahi Evran tarafından geliştirilen teknikler 20. yüzyılın ilk yarısında aynen kullanılmakta idi.
Deri tabakhaneleri Kazlıçeşme’de bulunur, sevilmeyen kokusu çok uzaktan duyulurdu.
Deri mamullerinden sayacılık yanısıra ayakkabıların deri kısımlarının imali Çarşıkapı’da, saraçlık Saraçhane’de icra edilirdi. Önce binek ve araba atlarına koşum takımları üreten saraçlar at kullanımı azalınca çanta, bavul türü mamuller imaline başladılar.
İthalatçılar Karaköy’de, hırdavatçılar Perşembe Pazarı’nda, elektrik malzemeleri Bankalar Caddesi’nde, tesisat ve makina Kemeraltı’nda bulunurdu. Postane arkasındaki Aşırefendi Caddesi’nden başlayıp Sultanhamam meydanına kadar ve Sultanhamam’a açılan sokaklarda devam eden kumaş ve her türlü manifatura (aslında imalat aksamına gelse de kumaş ile ilgili her türlü teferruat için kullanılırdı) aksamı,toptancıları, Daha ilerde döşemelik ve perdelik kjumaşlar, Mahmutpaşa yokuşunda seyyar satıcılara ek olarak hanlarda don, gömlek fanila gibi hazır giyim imalatçı ve toptancıları bulunurdu. İş hanlarının en meşhurları Katırcıoğlu Han ve Gürün Han idi. Ayakkabı ve çizme imalatçıları bugünkü gibi Çarşıkapı civarında idi. Saraciye mamulleri yani at ve atlı arabalar için koşum takımları, çanta ve bavul imalat ve satıcıları ise Saraçhane’de idi. Arka sokaklardaki hanlarda imalat yapılır, caddedeki dükkanlarda satılırdı.
Deri giyim imalat ve satışı ile altın, gümüş ve mücevherat Kapalıçarşı’nın içinde ve bitişik hanlarda idi.
Süpürge Beyazıt Hasan Paşa Hanı’nda, dökümhane, maden işleme Halıcıoğlu’nda, küp ve testi Beykoz’da, Mücevheratçılık ve kakmacılık Kapalı Çarşı’nın Nuruosmaniye tarafındaki hanlarda, gümüş imalatı Mahmut Paşa çıkışındaki hanlarda yapılırdı. Bugün de bu sistem devam ediyor. İthalatçılar Karaköy’de, kırtasiye erbabı Bab-ı Ali yokuşunda idi. Dikiş makinası, dikiş ipliği, iğne, alet edevatın çoğu, boya, ilaç vs. ithal edilirdi.
Daha önce çoğunlukla Rum ve Ermeni vatandaşlar tarafından yürütülen esnaflık ve manifaturacılık gayrimüslim vatandaşlara uygulanan varlık vergisinden sonra Müslümanların eline geçti.
Zirai mamuller köylerden şehirlere gelirken diğer gıda sanayi mamulleri şehirlerden bilhassa İstanbul’dan diğer şehir ve kasabalara taşınır. Böylece nakliye erbabı gidiş geliş iş bulur.

Gıda Maddeleri İmalatı ve Ticareti

Bisküvi bir gıda mamulü olduğundan o dönemin ziraatine bir nazar edelim (bakalım). Zirai mahsullerin hemen hepsi iptidai şartlarda (ilkel koşullarda) üretilse de bol ve ucuzdu. Hububat, mısır, pirinç, patates, soğan, limon depolanabilir ve gerektikçe satılır. Un üretimi de kifayetli (yeterli) idi. Meyve, sebze turfanda yenirdi. Meyve ve sebzelerin kısmı azamı (çoğu) saklanamadığından taze olarak şehirlere sevk edilip satılmak zorundadır. İncir, üzüm, kayısı, dut gibi bir kaç meyve kurutulur. Fasulye mercimek vb. de kurutulup saklanabilir. Sera ürünü, hormonlu ürün, suni gübre, GDO yoktu. Koyun ve davar yazın merada otlar, kışın saman yerdi. Tavuklar bahçelerde dolanır, tabii olarak beslenirdi. Suni yem yoktu. Bütün zirai mamuller bugünkünden çok daha sağlıklı idi. Süt saklanamadığından süt mamulleri mahalli küçük mandıralarda işlenirdi. Taze süt, at arabaları ile şehre getirilir, bir merkebe 4 güğüm veya omuzundaki sırığa 2 güğüm koyan seyyar sütçüler ile evlere dağıtılırdı. Muhallebici dükkanlarını Bulgar göçmenleri işletir, nefis yoğurt, peynir vb yapıp satarlardı.
İşlenmemiş ve işlenmiş zirai mamullerin (tarım ürünlerinin) tercih edildikleri mahaller (yerler) vardır. Elma, şeftali, kayısı, portakal bu gün de bildiğimiz şehirlerden gelir. Beyaz peynirin Edirne’de, yoğurdun Silivri’de, tereyağın Urfa ve Trabzon’da, kaşar peynirinin Kars’ta yapılanı makbuldür. Sofralık zeytin deyince Gemlik, zeytinyağı deyince Ayvalık akla gelir. Nebati yağlar en çok Balıkesir civarında istihsal edilir(üretilir). En şifalı bal Doğu Anadolu’nun karakovan balıdır. Marmaris çam balı da çok sevilir. Koyun ve kuzular canlı olarak getirilip şehirlerin yakınlarındaki mezbahalarda kesilip dağıtılır. İstanbul’un mezbahası Haliç’te idi. (Bugünkü Kongre Merkezi) Trakya’nın Kıvırcık, Güney Marmara’nın Dağlıç koyunları İstanbul’da tercih edilir. Üzüm ve dut pekmezi ve pestil en çok Doğu Anadolu’da üretilir. Kurutulan bazı sebzeler, turşular, yaprak salamuraları, konserveler köy ve kasabalardaki küçük atölyelerde veya evlerde yapılırdı.
Musluk suları içmeye uygun olmadığından sakalar at arabalarına yükledikleri mühürlü damacanalar ile içme suyu getirip evdeki küpe dökerlerdi. Bir dönem İstanbul’da iyi içme suyu yoktu. Markalı şişeler de henüz çıkmamıştı. Büyük kamyonlarda damacanalarla dağıtılan suların kalitesinden de kimse emin değildi. Arabası olanlar, sularını temin etmek için İstanbul civarındaki Taşdelen, Çırçır, Küçük Çamlıca, Tomruk ve benzerleri gibi meşhur çeşmelere giderlerdi. Asım da her Pazar günü üşenmeden bu çeşmelere gider, uzayan kuyruklarda beklemeyi göze alır, büyük kaplarını doldurur, Safiye yengesi ve Sıdıka ablası dâhil, yakın çevresindeki herkese ikram ederdi. Suları eve taşır, yerine koyar, boş kapları alır, arabasına dönerdi. Bu hizmeti seneler sürdü. Şimdilerde belki su denilip geçilir ve kıymeti bilinmez, fakat o zamanlar için çok önemli bir ihtiyaç olan o meşhur suları içmeye doyum olmazdı. Zaten Safiye Yenge’nin bir yakını (kardeşi de olabilir), Sarıyer’deki Çırçır Suyu’nu ve mesire yerini işletirdi. Asım, ailesini, yaz mevsiminde bir-iki defa oraya yemeğe götürürdü.
Mısır Çarşısı’nda her türlü baharat,kahve parfüm gibi ithal mamuller bulunurdu. Büyük Postane’nin az ötesinde çakmak, yan sokakta dolmakalem tamircileri vardı. Karşı sokağın birinde fotoğraf makina ve malzemeleri, diğerinde gramofon ve taş plaklar. Kırtasiye erbabı (uzmanları) Babı Ali yokuşunda idi.
Bizim konumuz olan gıda imalatına gelince: memleketin her yerinde tarhana, erişte, bulgur evlerde imece usulü hazırlanır, bazı sebzeler kurutulur ve kışa hazırlanılırdı. Eti korumak için, kavurma, pastırma, sucuk çok kullanılırdı. Sucuk ve pastırmada Kayseri 1 numaradır. Yoğurt, peynir, tereyağı hazırlama da önemli bir işti. Bu mamuller mandıra denen küçük atölyelerde şehirlere satmak için hazırlanır. Çoğu Trakya ve Adapazarı tarafındadır. Bu üretimlerin sanayi haline gelmesi 50’li yıllardan sonra oldu.
Sınai (endüstriyel) olarak işlenen tarım ürünlerinin ilk akla geleni buğday sonra diğer tahıl unlarıdır. Dünyanın ilk un değirmenleri Anadolu’da kurulmuştur. Türkiye’nin ilk endüstriyel un değirmeni İstanbul’da 1872 de taşlı değirmen olarak kurulan Ayvansaray Değirmeni’dir. 1885 yılında valsli değirmen haline getirilmiştir. İlk valsli değirmen Fransa’da 1870 yılında kurulduğuna göre ülkemiz bu yeniliğe erken ayak uydurmuştur.
1849 yılında İzmir’de kurulan buharlı taşlı değirmen aslında Türkiye’de ilk endüstriyel un değirmeni olsa da zarar ettiğinden kısa sürede kapanmıştır. Fransızca buhar demek olan “la vapeur” karşılığı olarak “vapur değirmeni” olarak anılmıştır. Enteresan bir hikâyesi vardır. Merak edenler Gugıllasın. Ayvansaray Değirmeni, Ülker’in tercih ettiği tedarikçilerdendi. 80’lerin ortalarında Bedrettin Dalan dönemindeki Haliç istimlakleri sırasında kapandı. Çünkü tam yeni yapılan Haliç köprüsünün altında kalıyordu.
Undan sonraki gıda üretim sanayii makarna idi. 1922’de ilk makarna tesisi İzmir’de kuruldu. Üretim atölyeler ile arttı. 1950’de fabrikalaşma başladı. 1970’ten sonra büyük modern fabrikalar kuruldu.
Bisküvi üretimine gelince DPT’nin 1978’de yayınlanan Unlu Mamuller raporundaki nota göre “ülkemizde 1924’lerde el zımbası ile küçük bir atölyede üretimine başlanan bisküviler talep görünce ilk gıda sanayii (aslında sanayi değil imalathane idiler) denebilecek bisküvi fabrikaları kuruldu. 1932 yılında tescilli 4 fabrika vardı” deniyor. Bizim Asım Bey’den duyduğumuz kadarı ile en büyük tesis Lüks Bisküvi idi. Sonra sırasıyla İdeal Bisküvi, Haylayf ve Besler Bisküvi. İlk 3 firma Rum yatırımcılar tarafından kurulmuştu. Lüks ve İdeal firmaları daha sonra birleşerek Lüks-İdeal ismi ile uzun süre faaliyetine devam etti. Besler muhtemelen 1930 yılında Sami ve Fehmi Besler kardeşler tarafından kuruldu. Daha fazla bilgi Asım 2 bölümünde bulunabilir.
Osmanlı döneminde gümrük eminliğinin bulunması nedeni ile Eminönü adı verilen semtte trenyolu ve deniz yolu ile yurt dışı ve yurt içinden gelen mallar depolanıp dağıtılırdı. Gıda hammaddeleri de bunların önemli bir bölümü idi. Eminönü yakınında bulunan yağ iskelesi, yağkapanı, un kapanı, balkapanı bunun işaretidir. Bir kısmı Ceneviz’lilere kadar giden, Osmanlıca’da “kabban” sonraları “kapan” denen mahallerde belli gıda hammaddeleri tartılır ve depolanırdı. 1611 yılında Unkapanı’nda doğmuş olan Evliya Çelebi İstanbul’un iktisadi yönetimi hakkında geniş bilgi verir.
Gıda imalatçıları en ziyade Eminönü, bilhassa Tahtakale civarında icrayı faaliyet ederlerdi. Gıda toptancıları da tabii olarak bu bölgede bulunurlardı. Anlatıldığı gibi Cumhuriyet döneminde yukarda sayılan birkaç temel konuda devlet yatırımı yapıldı. Kapalı ekonomi olma nedeni ile özel sektör sanayileşmede bir iki istisna dışında çok geri düzeyde kaldı. Gıda imalatı özel sektörün en çok yatırım yaptığı konulardandı ancak tam bir sanayileşme seviyesine gelemedi.
Yukardaki bilgiler Asım’ın çalıştığı iş dünyasının tasviri için konmuştur. Asım’ın kurduğu düzen ve çalışma şekli genel çalışma ortamından çok farklı idi. Mağazası çok düzenli ve temiz idi. yenilikçi idi. Çok çalışırdı. Müşteri memnuniyetine verirdi. Dürüst idi.Başarısında şansın değil Allah’ın kısmet etmesi ile alın terinin olduğunu bütün tanıyanları bilirdi.

Ek 2. ... ve 1930 – 1950 arası Sirkeci merkezli ticaret hayatı

“Location, Location, Location,” deyimi İngiliz gayrimenkulcülerinin ortaya attığı bir klişedir. Amerikan perakendeceleri de “başarı için üç şart vardır. Location, Location, Location,” derler. Asım’ın Bahçekapı dükkanı en önemli tramvay hatlarının son durağında idi ancak buradan büyük riskleri göze alarak Sirkeci’ye geçmesi işinin gelişmesine büyük katkısı olan ilk üç şart (!) olmuştur. Çok önemli ve çok doğru bir karardır.
Bugün İstanbul nüfusu Türkiye’nin takriben % 20 si olup iç pazara oranı mamule göre % 35-50 arasıdır. Bu nedenle üreticiler İstanbul pazarına odaklanırlar.1 930-50 arası İstanbul’un nüfusu ülkenin % 5-6 arası olup iç pazara oranı tahminen % 10-12 arası idi. Yaş meyva ve sebzeler uzun mesafelere taşınamaz, mahalli olarak tüketilirdi. Bursa ve Adapazarı Istanbula sebze ve meyva gönderen en uzak yerlerdi. O dönemde üretim yapanlar bütün Türkiye’ye satmak zorunda idi. Nakliyat Ambarları denen sektör çok gelişmişti. Bunların kısmı azamı (çoğu) muayyen mahallere (belli yerlere) çalışırlar. Yerine göre deniz yolu, demir yolu ve kara yollarını kullanırlar. Mamulü muhatabına (alıcısına) teslim eder, sevk edenin talimatına göre ödeme yapılmasını temin eder. Teslim makbuzunu sevk edene geri gönderir. Bunların merkezleri de Sirkeci civarında idi. Sirkeci Türkiye nakliyat yollarının merkezi idi. Meşhur Sirkeci Garı, Haydarpaşa Garı’na mavnalarla ulaşım. Anadolu ve Trakya karayollarına da kolay ulaşılırdı. Ticaretin gelişmesinin önemli şartlarından olan ulaşımın merkezi de Sirkeci’de idi.
Yük taşıma kısa mesafelere sırt hamalları veya at arabaları ile yapılırdı. Sirkeci’den Haydarpaşa’ya bir kişinin kürekle nasıl götürebildiğine inanamadığınız büyük mavnalarla yük taşınır, yük sahibi dümene otururdu. Mavnacı hava ve akıntı durumuna göre Üsküdar tarafında bir kerteriz noktasına kayığın burnunu hizalamasını dümenciye söyler, ters tarafa hareket ettiğini zannettiğiniz mavna şıp diye Haydarpaşa İskelesi’ne varırdı. Asım gerektikçe bu güzergâhı kullanırdı.
Haydarpaşa’da hamallar malı trenin yük vagonuna yükler, gereken sevk işlemi yapılırdı.
Ticaretin diğer önemli enstrümanı olan bancacılık konusunda bölge çok aktif idi. İş bankasının İstanbul Merkezi bu bölgede idi. Ziraat Bankası’nın da en işlek şubeleri bu bölgede idi.br> Şehir ve kasabaların büyük bir kısmında bir veya iki banka şubesi vardır. Havaleler bu şubelerden yapılır. Sevk eden hangi bankalar ile çalıştığını sevk evrakına yazar. En çok şubesi olan banka Ziraat Bankası’dır. Anadolu ve Trakya’nın her şehir ve kasabasında birkaç toptancı tüccar vardı. Bayilik sistemi yok gibi idi. Gıda toptancıları, toptan manifaturacılar, alet edevat toptancıları gibi birçok toptancı gurubu vardı.
Bunlar her sene bir veya iki kere İstanbul’a gelirler; daha çok Sirkeci civarındaki otellerde kalırlar, kendi mevzuları ile alakalı imalatçı ve ithalatçıları dolaşıp 6 aylık veya 1 yıllık siparişlerini verirlerdi. Yukarıda anlatıldığı gibi hemen bütün imalatçılara ve Karaköy’deki ithalatçı ve hırdavatçılara, Sirkeci’den yaya olarak veya tramvay ile kolay ulaşılabilirdi. O arada biraz dinlenirler, gezerler, meşrebine göre akşamcılar gar civarındaki pavyonlarda, Kumkapı meyhanelerine demlenir, Yeşildirek Yokuşu’ndaki Çiftesaraylar Gazinosu’nda Safiye Ayla veya Zehra Bilir’i dinlemeye, Şehzadebaşı tiyatrolarında Kavuklu Naşit’e, İsmail Dümbüllü’ye gülmeye, Ferah Tiyatrosu’nda “Beynelmilel Varyeteler” seyretmeye, Beyoğlu’ndaki Şehir Tiyatrolarında Bedia Muvahhit dramalarına ağlamaya ve Vasfi Rıza’nın komedilerine gülmeye giderlerdi.
Dindar olanlar camilerin merkezinde idi.

Asım’ın dükkânının bir tarafında meşhur işkembeci Yordan, diğer tarafında Rumeli Gavril ve Nikola isimli Bulgar kökenli vatandaşların Muhallebicisi, Manastır ve Merkez Lokantaları ve Namlı köftecisi, arı gibi çalışırdı. Lokantalar sabahları çorba verirlerdi. Gar karşısındaki kısaca Konyalı denen Konya Lezzet Lokantası ve Mısır Çarşısı girişindeki Pandeli Lokantası bu yakanın en lüks lokantaları idi.
Büyük Postane civarındaki mağaza ve seyyar satıcılarda yerli ve ithal, yok yoktu. Hamidiye Caddesi’nde yan yana olan Gülcemal, Gülnihal, Gülizar namındaki manifaturacıları Türkiye’de bilmeyen ayıplanırdı. Caddenin Sirkeci’ye yakın tarafı saatçilerin merkezi idi. Atalar Bonmarşesi bir büyük mağaza idi. 60’lı yıllarda ilk yürüyen merdiven orada kurulmuştu.
Seyyar satıcılar bir âlemdi. Pazarlama literatürüne geçmeleri iktiza eder (gerekir). Her biri kendine ait bir illüzyon numarası öğrenmiştir. Ancak bu numarayı takdim şekilleri ve insanları toplamak için yaptıkları edebiyat şayanı takdirdir (övgüye değer): “Şimdi burada Zati Sungur’dan öğrendiğim harikulade bir sihirbazlığı hiçbir ücret almadan siz sayın vatandaşlarıma takdim edeceğim. Kardeşim sen de gel, hemen başlıyoruz!” takdimi ile yeterli kalabalığı toplayınca mesela bir kutu içine bir altın koyar. “Hokus pokus!” Şimdi bunu nasıl kaybedip nasıl bulacağımı hayretle müşahede edeceksiniz ama bu iş bir kaç dakika sürecek. Beklerken sıkılmayın diye size büyük fedakârlıklarla Almanya’dan getirttiğim harika leke ilacını takdim edeyim. Bakın bu kumaşa biraz mürekkep damlatalım, biraz vişne suyu dökelim biraz da yağlıboya sürelim. Şimdi bu leke çıkarıcıdan lekenin üzerine 3 damla damlatalım. Bakın leke tamamen kayboldu” der. Gerçekten de leke kaybolmuştur. Halk inanmıştır. Satış başlar. “Yetişen alıyor” kızıştırması ile satış artar. Sonunda satıcı kutusunun kapağını açıp içini gösterir. Hayret! Altın yoktur. Ön taraftaki birinin kulağından altını çıkaran satıcı alkışlanır. Az ötede diğer bir satıcı her derde deva bir mucize iksir satmakta, bir diğeri özel bir mutfak aletinin takdimini yapmaktadır.br> İlaveten üç kâğıtçılar, bul karayı al parayı ve benzeri numaralar yapanlar kendini açıkgöz sananları dolandırırlardı. Kavga çıkar gibi olursa “Zabıta geliyor!” deyip kaçarlardı.br> Bu mahallerden her türlü ticari, şahsi ve aile ihtiyaçlarını temin eder, Hacı Bekir veya Hafız Mustafa’dan hediyelıklerini alırlardı. Sonra trene veya vapura binip memleketlerine dönerlerdi.
Aşağıda Asım’ın birçoğu ile temasta olduğu mağaza komşuları hakkında Istanbul Ansiklopedisi’ndeki bilgiler verilmiş bunlar bir kroki üzerinde gösterilmiştir. Ayrıca Asım’ın mağazasının tadilattan sonraki hali de gösterilmiştir.

Reşat Ekrem Koçu’nun meşhur “Istanbul Ansiklopedisi” nin ANKARA CADDESİ maddesi 862’nci sahifesinin son 2 paragrafı ile başlayıp 874’üncü sahifesinin yarıdan çoğunu kaplayan 12 sahifelik bir maddedir. Biz bu maddenin 868, 873 v3 874’üncü sahifelerinden bölümler aldık. Bu iktibasta (alıntıda) biraz kısaltma yaptık ama müellifin (yazarın) ifadelerini ve imlâsını (noktalamalarını) aynen muhafaza ettik. Notlarımızı yazının sonuna koyduk. Eskiler bilir Türk gazete, kitap, vs döküman basımının merkezi olan bu yokuşa ve çevresine eski gazeteci ve yazarlar eski sadrazam konağına atfen (Gülhane parkı tarafındaki kapısından dolayı verilen ve “büyük kapı” anlamına gelen) “Babıali” adını koymuşlardır. Sadrazam konağı ile Topkapı Sarayı arasında gidip gelenler yaya veya arabaları ile bu kapıdan geçerlerdi.

1727 de açılan İbrahim Müteferrika matbaası Ebussuud Caddesinde, 1860 ta Agah Efendi ve Şinasi tarafından çıkarılan ilk gazete Tercüman-I Ahval Gazetesi Bahçekapı’da, 1922 yılında Abdullah Cevdet tarafından çıkarılan İctihad Mecmuası’nın idare merkezi Nuruosmaniye Caddesinin arka sokağında idi. Cumhuriyet döneminin bütün gazete ve mecmuaları bu civarda hazırlanır, basılır ve satılırdı. Sabah karanlığında çoğu çocuk olan yalınayak gazete satıcı ve dağıtıcıları birbirine yakın matbaalardan gazeteleri alır, boyunlarına asılı matbaa artığı özel kartondan bir çantaya koyarak kimisi anlaştığı evlere dağıtır, kimisi sokaklarda satardı.

Her türlü edebi eser,ders kitapları da bu bölgede basılır ve satılırdı. Klişe atölyeleri, broşür ve fatura basımları, bunları hazırlayan sanatçı ve teknisyenlerin atölye ve odaları iş hanlarının üst katlarına kadar doldurur idi. Çalışanlar gibi meşhur yazarların, ressam ve sair sanatçıların pek çoğu vapur, tren ve tramvay ile Sirkeci-Eminönü üzerinden işe gelir ve giderlerdi. Patronlardan işçilere kadar hemen bütün basın erbabı Asım’ın dükkânına sık sık uğrarlardı.

Ansiklopedide Sahife 868’in yarıdan çoğunda Asim Bey’in Ankara Cad. mağazasının karşı komşuları, 873’üncü sahifenin ikinci yarısı ile 874’üncü sahifenin ilk 3 paragrafında bitişik komşuları anlatılmaktadır.

C) İBNİKEMAL CADDESİ İLE HOCAPAŞAHAMAM SOKAĞI KAVUŞAĞI ARASI.

110 numara, bakkal Ligor Beldir, 1910 danberi burada bakkallık etmektedir: bu dükkan, eski Babıâlide, bir asra yakın bir maziye sahiptir.

112 numara, Filibe İktisad Kebabcısı, sahibi Mehmed Saltuk'dur, on beş senedenberi burada kebabçılık yapmaktadır. Ankara Caddesinin şöhretlerinden bir dükkandır.

114 numara, Namlı Rumeli Köftecisi, sahibi Rifat Gürsestir; 1937 denberi köftecicilik etmektedir. Bu köfteci de caddenin şöhretlerindendir. 116 numara, Baylan İçkili Lokantası, sahibi Hilmi Safkan'dır; bu lokantayı 1937 de açmıştır.

118 numara, Manastır Lokantası, sahibi Reşide Baruttur; ayni zamanda mülk sahibidir. Otuz yıllık bir lokantadır. Ankara Caddesinin şöhretlerinden olan bir lokantadır.

120 numara, Amasya - Kırklareli Otelidir; 12-13 yıldanberi kiracısı Akif Elmastır. Büyükşehrin üçüncü sınıf otellerindendir. 28 karyolası vardır. Mülk, Manastır lokantası sahibi Bayan Reşide Barutundur. 122 numara, Anadolu Otelidir; 1926 danberi kiracısı Hüseyin Ürün'dür, Büyükşehrin üçüncü sınıf otellerindendir. 26 karyolası vardır.

124 numara, Merkez Lokantası, sahibi Hüseyin Akkoçtur. 1935 de açılmış bir yerdir.

D) HOCAPAŞAHAMAM SOKAĞI İLE SİRKECİ TRAMVAY YOLU KAVŞAĞI ARASI:

126 ve 128 numaralar, Büyük Anadolu Lokantası, sahibi Hüseyin Pişiren ve Sami Çelikyürektir. 1943 de açılıniş bir lokantadır. Mülk sahibi Narmanlızadedir. 130 numara, İçkili Lokanta, sahibi Saide Ardadır. 1920 de açılmış bir müessesedir. Mülk sahibi Narmanlızadedir.

132/1 Sirkeci Kahvehanesi, sahibi Ahmed Halil ve Mehmed Alidir. 1942 de açılmış bir müessesedir. Mülk sahibi Narmanlızade Avnidir.

132 numara, Yeni Ankara· Berberi, sahibi Mustafa Erkan'dır. 1931 de açılmış bir dükkandır.

134 numara, Şen Cumhuriyet içkili lokantası, 1944 te açılmış yeni bir: müessesedir.

136 numara, Melek Kahvehanesi, sahibi Hüsnü: Melektir,

138 numara, tramvay yolu kavşağının sağ köşesinde Haydar Karaca'nın tuhafiye mağazası, 1944 te açılmıştır.

Sahife 873 D) YENİPOSTAHANE CADDESİ İLE MUHZİNBAŞI SOKAĞI KAVŞAKLARI ARASI.

159 numarada, Yeni Postahane Caddesi kavşağının diğer köşesi ibaşında, tütüncü dükkanı, ayni zamanda gazate ve mecmua bayii, sahibi Esad Said Alder'dir. 1926 danberi burada bulunmaktadır.

161 numarada, Meserret Berberi, sahibi Muzaffer ve Mehmet Önerkol'dur. Altı yıldanberi bu dükkanda işlemektedirler.

165 numara bir evdir.

167 numara, Ankara Süthanesi; sahipleri Gavril ve Nikola'dır. 1934 denberi burada bulunmaktadırlar, Mülk sahibi Muhiddin Bey adında bir zattır. 169 ve 171 numaralar, Musul, Palas oteli, sahibi B. Süleyman Gök'tür; yirmi beş yıldanberi bu oteli işletmektedir; Büyük şehrin üçüncü sınıf otellerindendir. 35 karyolası vardır.

173, 175, 177 numaralar Asım Berksanın Ülker Bisküvi ve Şekerleme Evidir. Müessesenin kuruluşu 1940 dır; buraya nakli, bu satırların yazıldığı sırada (Ekim 1946) altı ay oluyordu. Vaktiyle bu numaralarda. bir berber ve Yeni Valide Lokanta ve Gazinosu bulunmakta idi. Mülk sahibi Bayan Samime Düzenli ve kızkardeşidir.

179 numara, meşhur işkembeci ve paçacı Yordan Çakır'ın dükkanıdır; yirmi beş yıldan beri burada bulunmaktadır. Mal sahipleri Profesör Mahmud, Bay Şangınoğlu, Bayan Sofiye ve adı tesbit edilemiyen diğer bir zattır.

E) MUHZİRBAŞI SOKAĞI KAVUŞAĞI İLE SİRKECİ ARASI.

181 numara, M. Ali Çiftbaş'ın: Paris Kıraethanesi; burası kadimdenberi Baıbıali Caddesinin bir kahvehanesidir. Mülk saıhibi, tramvay caddesine kadar uzanan bütün adanın mühim bir kısmının sahibi olan meşhur Ermeni. zenginlerinden Narlıyan'dır.

183 numara, Yeni Faris Oteli, sahihi Nahid Akyunustur; bu zat bu oteli 1940 danberi işletmekte olup otel ise on beş yıl evvel açılmıştır, büyük şehrin üçüncü sınıf otellerindendir. 58 karyolası vardır. Narliyan emlakindendir. 185 numara, İstanbul İçkili Lokantası; sahibi İstefo Pavloviç'tir; burasını beş yıldanberi işletmektedir .. Burası eski · Babıalinin meşhur İştaynbruh birahanesidir.

187 numara, Hilal Berberi, sahibi Nihad Yapakcıdır. Yirmi üç yıldanberi ayni yerde işlemektedir.

189 numara, Mehmed Tunay'ın Lustra Salonudur; Hepsi sanatının ehli olmak üzere beş kundura boyacısı işlemektedir.

191 numara, Yurd Kasabı, sahibi Ali Riza Akyüz ve Şerikidir. Burası bir buçuk asırlık namlı bir kasap dükkanı olup şimdiki sahiplerine 1930 a doğru intikal etmiştir.

Sahife 874 - 193 numara, Yeni Türkiye İslam Boyaevi, sahibi Necib Omay'dır. Bu boyaevi 1925- 1926 arasında açılmış olup eskiden yerinde bir lekeci dükkanı bulunmakta idi

193/1 numarada İstasyon Pazarı Tuhafiye mağazası, sahibi Vitali Pinhas'dır; 1925 denberi burada bulunmaktadır.

195 numara, Ankara Caddesiyle tramvay yolu kavşağı üzerinde, Gülşen Pazarı, sahibi Bay Basmaciyan'dır. Züccaciye ve alüminyumdan mamul eşya, saat, fotoğraf malzemesi üzerine iş yapar. Yirmi beş yıllık bir müessesedir.

Selçuk Berksan notları: Babam umumiyetle 7 gün çalıştığı için annemle Pazar günleri gezmemiz babamın işyerine gitmekti. Hatıralarda bu konuda notlar var. R. E. Koçu’nun anlattığı işyerlerini 2-3 yaşımdan yani 1944-45 yıllarından beri bir bir hatırlıyorum. Çünki annemle Ankara Caddesi’ni tâ Nuruosmaniye Caddesi kavşağından yürüyerek indiğimizden adeta ezberlemiştim. Babam bize çok zaman karşı sıradaki içkisiz ama 2. Sınıf (yani lüks) Manastır Lokantası’ndan ya da Merkez Lokantası’ndan izmir köfte ya da Namlı kebapçısından ızgara köfte-piyaz getirtirdi. Filibe köftecisi dışarı servis yapmazdı. Babamla ben oraya giderdik. Annem için paket alıp getirirdik. Daha çok sonraları bile Filibe Köftecisi’ne gitmek için Sirkeci’ye gittiğim çok olmuştur. Babamım berberi İrfan, Hocapaşahamam sokağındaki dükkanın ortağıdır. Sandıkçıları da bu sokaktadır. Mağazanın kapısından bağırarak sandık siparişi verilirdi. Caddenin karşı tarafında 2 adet seyyar ayakkabı boyacısı lostra salonu hoşlanmasa da yerlerini kahramanca korurlar.

Cadde üzerinde otellerin girişleri vardır. Oteller binaların üst katlarındadırlar. Bu bölümde birçok binanın üst katlarında avukat , muhasebeci, doctor, dişçi, gibi serbest meslek erbabı çoktu. Doktorların çoğunun zührevi hastalıklar uzmanı olması , taşradan gelen tüccarların bazılarının barlarda konsomatristlerden hastalık kaptığının işareti idi.

4-5 yaşından itibaren Sirkeci mağazazına kendim yürüyerek giderdim. Hem imalât hem perakende satış çok ilgimi çekerdi. Amcam ben orada iken gelirse bana 25 kuruş verir, bununla yandaki Bulgar muhallebiciden tavuk göğsü yerdim. (Not: eski İstanbul’da muhallebicilere “süthane” denirdi. Çoğunu Bulgar göçmeni vatandaşlar işlertirdi. Muhallebici ürürnleri yanında yogurt ve peynir de yaparlardı. Bizim komşuda peynir yoktu.)

Reşat Ekrem Koçu’nun meşhur “İstanbul Ansiklopedisi”nin ANKARA CADDESİ maddesine bahsettiği ilgili paragrafı tekrar gözden geçirelim. Bu konunun Sabri Ülker kitabında ele alınma şekli hakkında 3. Bölüm sonunda mütalaamız var. “173, 175, 177 numaralar Asım Berksanın Ülker Bisküvi ve Şekerleme Evidir. Müessesenin kuruluşu 1940 dır; buraya nakli, bu satırların yazıldığı sırada (Ekim 1946) altı ay oluyordu. Vaktiyle bu numaralarda. bir berber ve Yeni Valide Lokanta ve Gazinosu bulunmakta idi. Mülk sahibi Bayan Samime Düzenli ve kızkardeşidir.”

Bu bilgiyi Asım Bey’in hatıratında 2. Bölümde “1943 Asım Sirkeci’de mağaza açıyor” başlıklı bölümle karşılaştıralım. Hatıratta Asım Bey’in önce 177 numaralı dükkâna taşındığı yazılı. Bu dükkanın “ansiklopedi”de bahsedilen “Yeni Valide Lokantası” olduğu, hatıratta bahsedilen üzeri camla kaplı salonun gazino olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Bu kısımda çikolata, şekerleme atölyesi kuruldu.173 ve 175 numarada yeri boşaltması gerektiği halde boşaltmayan berberin olduğu her iki yazıdan da anlaşılıyor. Babamın polise başvurudan netice alamayınca hayatını tehlikeye atarak bir marangoz yardımı ile bir tatilde ara bölmeleri kaldırıp o dükkanlara yerleştiğini anlatmıştık.

Selçuk Berksan devam ediyor: Daha sonra İstanbul Erkek Lisesinde okurken de yani 1960 yılına kadar hem kitap kırtasiye alımı hem de okul dönüşü tramvaya Bahçekapı son durağından binmek için Cağaloğlu Yokuşu ve Ankara Caddesi günlük yolumuzdu. (Sultanahmet durağında tramvay çok kalabalık olur ve binmek zor olurdu). Daha sonra Teknik Üniversite’de okurken de bu caddeye kitap ve çizim malzemesi almaya giderdim. 1960’ların sonuna kadar caddede çok az değişme oldu. 1970’lerden sonra hızlı bir değişim oldu. Yukarda İbni Kemal Cadesi ismi ile anılan sokak bugün Hocapaşa Sk. ismi ile haritada yer alıyor. Namlı Rumeli Köftecici bir arka sokakta daha büyük bir yer açtı. Karşı sıradaki lokantalar kapandı. Sadece Filibe köftecisi kalmıştı. Onun da 2010’lu yıllarda kapanacağı söyleniyordu. Babamın dükkanı sırası ise tamamen değişti. Fotoğrafçılar ve ithal elektronik eşya satan dükkanlar açıldı. Büyük Postane Caddesi yukarısında halen birkaç kitap, kırtasiye mağazası var.

Aşağıdaki X ye Y işaretli ilk 2 sahife yanyana koyulunca Ülker Sirkeci Mağaza ve İmalathanesi’nin taşınmadan önceki yeri ve komşuları R. E. Koçu’nun anlatımına uygun olarak görülüyor. Selçuk bunları teyit ediyor ve yukarda bazı hatıralarını anlatıyor.

Üçüncü resimde ise mağazanın tadilatından ve imalathanenin devreye girmesinden sonraki resmi bulunuyor.