Asım'ın Doğumu

ASIM’IN DOĞUMUNDAN SONRASI

1912 yılında bebek Asım henüz bir yaşında iken I. Balkan Savaşı patlak verdi. (8 Ekim 1912) Bulgarlar Trakya’yı işgal etmeye başladılar. Bütün halk İstanbul’a doğru kaçmaya başladı. Batı Trakya’daki Türkler ve Müslümanlar daha önce yollara düşmüştü.

Hacı İslâm Efendi

1912 Kasım’ında Asım’ın Babası Hacı İslâm Efendi ile dedesi Hâfız Numan Efendi, ailelerini de yanlarına alarak büyük zorluklar içinde yollara düştüler. Köyde kalan Trakyalı erkekler yakalanarak Milos Adası’na sürüldüler. Yolda ve Milos Adası’nda büyük sıkıntılar çektiler, büyük işkenceler gördüler. Bu sürgünün Milos Faciası ve benzeri isimlerle kitapları yazıldı. Asım’ın dayıları Hâfız Efendi ve Hıfzı Efendi de sürgüne gönderilip, o işkencelere maruz bırakıldılar.

Bizimkiler düşman önünden yaya olarak kaçıyorlardı. Henüz kucakta olan Asım’ın 7 yaşındaki ablası Sıdıka ise kucak için ağır geliyor, fakat yürüyerek de onlara yetişemiyordu. Bunun üzerine yanlarından geçen tanıdıklarına ait bir kağnı arabasına Sıdıka’yı oturttular. Yanına biraz ekmek ve su verip Allah’a emanet ettiler. Bir rivayete göre Seğmen’e, bir diğer rivayete göre ise Çerkezköy mevkiine kadar kâh yürüyerek, kâh koşarak geldiler.

Aile açık havada bir tarla kenarında konaklarken, Hacı İslâm Efendi İstanbul’a giderek durumları kolaçan etti. Maaşını aldı. Savaş sırasında bile devlet çalışıyordu. Berbere gitti, elbise diktirdi. Geri döndü.

Sonra Çatalca’dan trene ancak ayakta yolculuk yapmak üzere binebildiler. Köyden ayrılmalarından 15 gün sonra İstanbul’a ulaşabilmişlerdi. Çok büyük zorluklarla geçen kaçışta, can havliyle çocuklarını yollarda bırakan aileler oldu. Arabası olan arabasıyla, olmayan yaya olarak, binlerce insan akın akın göç ediyordu.

Bir Düzeltme: Sabri Ülker’in hayat hikayesini anlatan kitabın 65. sayfasında, “o bozgun sırasında bir çok annenin bunalım geçirerek küçük çocuklarını terk ettikleri” anlatılmış. Asım’ın teyzesi İsmet Hanım’dan naklen anlatıldığına göre, “annesi de bunalım geçirerek Asım’ı trenden atmaya kalkmış, ancak babası Hacı İslâm Efendi bunu önlemiş.”

Adı geçen kitapta anlatılan bu hikâye kesinlikle yanlıştır. Şakire Hanım’ın bir dönem aynı odada kaldığı torunu Betül’e anlattığına göre, o göç esnasında bir gün Asım çok ağlamış, herkesi bunaltmış, bir türlü susmuyormuş. Hacı İslâm Efendi, Asım’ı kucağına alıp susturmaya çalışmış. O telâş sırasında çırpınan Asım elinden kayıp yere düşmüş. Annesi Şakire Hanım hemen atılıp çocuğunu yerden almış. Gerçekten çocuklarını terk eden aileleri görünce Şakire Hanım, “Ben kızanıma (çocuğuma) kıyamam” demiş. Bu hikâye ağızdan ağıza değişmiş. Zaten, kâh yürüyerek, kâh koşarak tren istasyonuna kadar gelip, 14 gün boyunca bütün zorlukları ve büyük tehlikeleri geride bırakan bir annenin, yolculuğun son gününde çocuğunu trenden atacağı düşünülemez.

İki aile halinde gelen Hacı İslâm Efendi ve kayınpederi Numan Efendi, trenden inince geceyi geçirmek için Kumkapı’daki Hal Camii’ne yerleşirer. O gece bir aile bir köşede, diğer aile öbür köşede öbek öbek kalırlar. Birkaç gün aramanın ardından, Sıdıka’yı emanet ettikleri tanıdıklarının izini bulurlar. Sıdıka’yı Allah korumuştur.

Numan Efendi ve Hacı İslâm Efendi bir an önce kalacak yer sorununu çözmek amacıyla ev aramaya girişirler. Fatih’te bir konakta birkaç oda kiralanır. Bu konağa her odada bir aile kalacak şekilde yerleşirler. Burada birkaç ay kaldıktan sonra, iki aile toparlanıp Eskişehir’e giderler.

Bulgarlar çekilince göçmenler köylerine, kasabalarına dönmeye başlarlar. Hâfız Numan Efendi de ailesini alarak Büyük Manika’ya döner.

Kısa Süreli Eskişehir, Konya ve ardından Kırım

Savaşta bile devlet sistemi iyi kötü çalışıyordu. İslâm Efendi maaşını almaya devam ediyordu. Eskişehir’e tayin oldu. Süresini tam bilemediğimiz bir müddet için yerleştikleri Eskişehir’de Hâfız Numan Efendi hocalığa başladı. Oğulları Rıza ve Hıfzı’ya hayvan yemi üzerine bir dükkân açtı. Burada bir sene kalıp, Bulgarlar çekilince tekrar Manika’ya döneceklerdi. Döndüler de.

Derken, Hacı İslâm Efendi’nin Konya’ya tayini çıktı. Ailesini Eskişehir’de bırakıp gittiği Konya’da 70 gün öğretmenlik yaptıktan sonra, okullar yaz tatiline girdi. Konya’ya ailece gitmeden önce, okul tatili sırasında, vapurla Kırım’a gidilebilecek bir yol açıldığını öğrendi. Kayınpederi Numan Efendi’ye, “Baba, mâdem yol açık, çocuklarım sana emanet. Ben bir gidip ailemi göreyim” dedi. Önce İstanbul’a, oradan vapurla Kırım’a geçti.

1913

Kırım’da Hacı İslâm Efendi’yi yılların özlemiyle sarılarak karşılayan ailesi, “Biz seni bırakmayız! Bize hocalık, çocuklarımıza öğretmenlik yap” dediler. Onların büyük ısrarı üzerine Kırım’da bir yıl kalmaya karar verdi. Eşini ve çocuklarını da ailesiyle tanıştırmak istiyordu. Bunun üzerine ailesini yanına çağırdı. Hâfız Numan Efendi köyden gelerek kızı Şakire’yi, torunları Sıdıka ile Asım’ı İstanbul’dan gemiye bindirdi. Sonra köyüne döndü. Hacı İslâm Efendi ailesini Kırım’da karşıladı. Bu kavuşma sırasında Asım iki yaşında idi.