1944

1944

Sabri, Yüksek Ticaret Okulu’ndan mezun olmuştu. Ağabeyine geldi ve ne yapacağını sordu.

Asım, artık parası olmayan ve ailesini geçindiremeyen bir işçi değildi. 15 yıl boyunca kâh işçilik, kâh memurluk yapmış, sonunda patron olarak bir birikim elde etmişti. Ankara’da açtığı dükkânını, başarılı olmasına rağmen kardeşinin eğitimini daha iyi yapabilmesi için kapatmış, İstanbul’a geri gelmişti. Cezalar ödemiş, nezaretlerde tehlikeler atlatmış, esrarkeşlerin ortamlarında bulunmak zorunda dahi kalmış, dükkânını işgalcilerden kurtarabilmek için ölümü bile göze almıştı. Ankara’daki tek odalı evlerini kontrplakla bölerek evlenebilmişti. Banyosuz, mutfaksız evlerde kalmış, bugünlere gelebilmesi pek kolay olmamıştı. Defterini açıp servetini hesapladı. Defter kıymetine göre servetinin değeri 75 bin liraydı. Para kazanan şirketinin itibarı ve rayiç değeri ise elbette çok daha yüksekti.

1940lı yıllarda Asım Bey, artık bir iş adamı.

Asım, Sabri’nin sualine karşılık hiç düşünmeden, “Bak kardeşim, bundan sonra malımın yarısı senin, yarısı benim” dedi. Âdeta tırnaklarını çektirerek elde ettiği servetini, bir saniye bile düşünmeden, canından bir parça bildiği kardeşi ile paylaşıverdi. Hemen o yıl birlikte kuracakları Ülker’in ana sermayesi, Asım’ın kazandığı bu birikim olacaktı.

Kırım’dan İstanbul’a dönüş sonrası 15 yıl süren Asım merkezli süreç tamamlanıyor, Asım-Sabri ikilisi üzerine yeni bir dönem başlıyordu. Sabri çok memnun oldu; Asım da çok mutlu ve umutlu idi. Resmî bir diploması bile olmayan Asım, artık işini ve sorumluluğunu yüksek tahsilli kardeşi ile paylaşacaktı. Sabri’nin kendisine destek olacağından, her zaman yanında bulunacağından çok emindi.