Ailesi ve Memleketleri

Kırım Hayatı ve Öncesi

Asım'dan Öncesi

Hacı İslâm Efendi

Babası

1873 - 1953

Şakire Hanım

Annesi

1886 - 1969

Babası Hacı İslâm Efendi

Asım’n hayatını anlatmaya, 1873 senesinde Asım’ın babası Hacı İslâm Efendi’nin, Kırım’ın Aluşta şehrinin 5-6 km kuzeybatısındaki köy şurası merkezi ve bugünkü adı İzobilnoye olan Korbek köyünde doğumu ile başlayalım. İslâm Efendi hacıdır ama ismindeki ‘Hacı’ kelimesi, hacı olduğundan değil, ikinci isminin Hacı olmasındandır. Kırımlılar ona “Hacislâm” veya “Hacislâm Efendi” yahut “Hocefendi” derlermiş. Eşi, kendisini “Hacefendi” diye çağırırmış. Torunları ve sevenleri ise Ona “Efendi Baba” derlerdi.

Korbek ( Bugünkü adı İzobilnoye): 
Hacı İslâm Efendi’nin doğduğu köy

Küçük Lambat (Bugünkü adı Kiparisnoye):
Türkiye’den döndükten sonra yerleştikleri, Asım’ın çocukluk ve gençliğinin geçtiği, Sabri’nin doğduğu köy.

Hacı İslâm Efendi’nin ailesi, kardeşleri, eşi ve çocukları

Hacı İslâm Efendi ailesinin Kırım’daki lâkapları Devletler’dir. Babası Hasan Efendi, annesi Hatice Gülsüm Hanım’dır. Asım’ın ablası Sıdıka Hala’nın (asıl adı Sıdıka Doğruöz olan ablasına bütün aile “Sıdıka Hala” Manika’lılar da Trakya lehçesi ile “Ala” derlerdi) bildirdiğine göre, İslâm Efendi yedi kardeştir. Yaş sıraları ve doğum tarihleri kesin değildir. Hayatları hakkında çok az bilgi vardır.

Hacı İslâm Efendi’nin kardeşlerinin ve çocuklarının tamamı Kırım’da yaşayıp, Kırım’da vefat etmişlerdir. Babası Hac dönüşü hastalanıp İstanbul’da, annesi ise çok sevdikleri oğulları Hacı İslâm Efendi’yi ziyarete geldiklerinde Trakya’da vefat etmiştir.

Kardeşleri:

Zeynep

Kızkardeşi

Eşinin adını bilmiyoruz. Fevzi ve Hatice adında iki çocuğu bilinmektedir.

Seyit Ömer

Erkek Kardeşi

Havva Hanım ile evlidir. Çocukları Recep, Hacı Hasan, Süleyman, Hüseyin, Devlet, Mahmut, Seyit Mehmet ve Abdullah’tır.

Nesibe

Kızkardeşi

Eşinin adını bilmiyoruz. Çocukları Seyit Bekir, Recep ve Cemil’dir. Bir de Kürşit isimli evlatlıkları vardır.

Osman

Erkek Kardeşi

Eşi Mağfire Hanım’dır. Çocukları Seyit Yahya, Mümine ve Halil’dir.

Ramazan

Erkek Kardeşi

Ramazan; Gülsüm Hanım’la evlidir. Reyhan isimli bir evlatlıkları vardır.

İsmail

Erkek Kardeşi

İsmail; Daha sonra Müslüman olarak Ayşe adını alan bir Rus hanımla evlenmiştir. Ancak bu hanım, o dönemin Rusya’sında Müslümanlığa geçmek yasak olduğu için Ayşe adını ve Müslümanlığını uzun müddet gizlemiştir. Çocukları Velisa, Gülsüm, Nesibe ve Yakup’tur. İslâm Efendi’nin kardeşlerinden, hakkında en fazla bilgi bulunan kişi İsmail Amca’dır. Yalta’nın arkasındaki dağlık ormanlarda, içinde muhtelif binaların ve her çeşit evcil hayvanın bulunduğu büyük bir çiftliğin sahibi olduğu bilinmektedir. Kırım’ın sayılı zenginlerinden sayılan İsmail Amca’nın 1916 devriminde ve akabinde gelen Bolşevik ihtilalinde, arazisindeki her binada bir tarafın askerlerinin yerleştiği Asım tarafından nakledilmiştir. “Kızıllar” diye anılan Komünistler’in bir binada, “Yeşiller” denilen Cumhuriyet taraflarının ayrı bir binada ve “Beyazlar” diye isimlendirilen Çarlık taraflarının bir diğer binada karargâh kurduklarını ve zaman zaman çatıştıklarını, bazen de anlaştıkları dönemler olduğunu anlatmıştır. İhtilalden bir müddet sonra her şeyi ne yazık ki elinden alınan ve muhtaç duruma düşen İsmail Amca, kısa bir müddet sonra bir salgın hastalık nedeniyle eşi ve iki çocuğuyla birlikte hayatını kaybetmiş; hayatta kalan kızı ve oğlu perişan bir hayat yaşamışlardır.

Hacı İslâm Efendi’nin eşi Şakire Hanım’dır. Asım’ın anne ve babası olduklarından hayatlarına daha sonra detaylıca değineceğiz. Sırasıyla Sıdıka (1905), Mahire (1907), Asım (1911), Hakkı (1914), Abdurrahman (1919) ve Sabri (1920) isimli altı çocukları olmuştur. Çocuklarının ilk üçü Trakya’da, son üçü ise Kırım’da doğmuştur. Mahire ve Abdurrahman çok küçük yaşta, Hakkı ise genç yaşta vefat etmişlerdir.

Tatarlar’ın Kırım’dan sürülmesi

Daha sonra detaylıca anlatacağımız gibi, Hacı İslâm Efendi, 1929 yılında eşi ve dört çocuğuyla beraber İstanbul’a göç etti. İslâm Efendi’nin ailesiyle İstanbul’a gelmesinden üç ay sonra Kırım’daki Tatarlar, bir çok sefer partiler halinde, o güne kadar vatan bildikleri topraklardan Sibirya’ya ve civar ülkelere sürüldüler. Stalin döneminde yük trenleriyle taşınmalarında inanılmaz derecede dramatik, daha doğrusu trajik sahneler yaşandı. Sürgünlerin önemli bir kısmı yollarda hayatını kaybetti; kalanların bir kısmı da sürüldüğü ülkelere intibak edemediklerinden vefat ettiler. Biz bu acı olaylara girmiyoruz. Kırım Tatarları’nın malları, mülkleri, evleri ve arazileri Ukraynalılar tarafından gaspedildi. 60 yıl kadar devam eden acılarla dolu bu sürgün hayatı, ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sona erebildi. Hayatlarını devam ettirmeye muvaffak olan Tatarlar’ın bir kısmı, özvatanlarına bir muhacir gibi döndüler. Ancak, ne evlerine, ne de arazilerine kavuşabilmişler; zamanında Kırım’ın efendileri olan Tatarlar, adeta ikinci sınıf insanlar haline gelmişlerdi. Mücadelelerine, büyük bir ümitle halen devam etmektedirler.

Aslında tarihte bahsedilen asıl sürgün 1929 yılında değil, 1944 yılından sonra olmuştur. O yıl Hitler’in işgalinde Almanlar’a destek veren Tatarlar, Hitler’in yenilip çekilmesinden sonra, Sovyetler yönetimince cezalandırılmışlardır. Birçok Tatar ileri geleni idam edilmiş, kalanların tamamı olan 150 bin kadar Tatar da Sibirya’ya ve şimdiki Özbekistan’daki Taşkent’e sürülmüşlerdir. Bu savaşta Alman birliklerine kaçan Asım’ın dostlarından Kurtsait (Çalı) ve Hamit (Urhan), İtalya üzerinden İstanbul’a gelmişler, Asım’ın evinde uzun müddet misafir olarak kalmışlardı.

İzobilnoye Köyü’ne dönen Tatarlar’dan, Devletler Ailesi’nden olduğunu söyleyen Dilaver Devletof isimli sevimli bir ihtiyar, 2012 yılında oğlu Mustafa ile birlikte İstanbul’a gelmiş, ilerlemiş yaşı nedeniyle konuştuklarında bir takım tutarsızlıklar bulunmasına rağmen, başından geçen olaylar hakkında çok ilginç bilgiler vermişti. Dilaver’in oğlu Mustafa ise, babasına göre daha doğru bilgiler aktarmıştı.

Murat Ülker, babasının ve dedesinin anısına bu köye bir cami yaptırmak istedi. Yapımını Çamlıca Kültür ve Yardım Vakfı’nın üstlendiği cami, Haziran 2014’te hizmete açıldı. Yapılması planlanan açılış töreni Rusya-Ukrayna gerginliği nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı.

Hacı İslam Efendi’nin (HİE) tahsili ve babasının vefatı

Hacı İslâm Efendi, 1891 yılında 18 yaşında iken tahsil yapmak için Kırım’dan İstanbul’a gelir. Önce Osmanlı tab’iyetine geçer, ardından yüksek tahsil sayılan Fatih Medresesi’ne yazılır. Fatih Camii’nde zamanın ünlü müderrislerinden ders alan Hacı İslâm Efendi, Fatih Camii’nin ana caddeye bakan revaklı avlusundaki bir öğrenci odasında arkadaşları ile birlikte kalmaktadır.

Babası Hasan Efendi, 1895 yılında Hacc’a gitmek üzere Kırım’dan İstanbul’a gelir. Hac farizası sırasında koleraya yakalanır ve dönüşünde yakalandığı hastalık sebebiyle Pendik civarında karantinada alıkonulur. Hacı İslâm Efendi, babasını karantinadan derhal alıp getirir ve Fatih Vakfiyesi’nde ikamet ettiği odasına yatırır. Ancak o günün imkânlarıyla bakmaya çalıştığı babası, ilerleyen hastalığa ancak birkaç gün dayanabilir. Oğluyla helalleşerek ve dualarla vefat eder. İslâm Efendi, babasını arkadaşları ile birlikte yıkayıp kefenler ve zar zor Fatih Camii’ndeki musalla taşına kadar getirir. Ancak kabristana nasıl götürüp defnedeceklerini ise endişe ile düşünmektedir.

Aynı gün ve aynı vakitte, zamanın büyük bir âliminin de cenazesi vardır. Namazları birlikte kılınır. Kalabalık cemaat her iki cenazeyi de de eller üzerinde taşır ve Edirnekapı Kabristanı’na getirerek defnederler. İslâm Efendi, babasının tabutuna dokunamaz bile. Edirnekapı’daki bu kabristan, Çanakkale Savaşı’ndan sonra İstanbul’a yaralı olarak getirilip vefat edenler için şehitlik haline getirilmiştir. Asım’ın büyük oğlu Selçuk, çocukluğunda, dedesi İslâm Efendi ile birlikte birkaç defa Hasan Efendi’nin kabrini ziyaret ettiğini hatırlamaktadır. Çanakkale Şehitliği’nin eski kısmının ortalarında bulunan kabrin yeri şimdi bilinmiyor. Allah hepsine rahmet eylesin.

Biz kaldığımız yerden, Hacı İslâm Efendi’nin tahsil hayatından devam edelim...

Hacı İslâm Efendi 1901 yılında önce medreseyi bitirir ve “hoca” olur. Medrese tahsili sırasında Dârü’l-Muallimîn’e, yani öğretmen okuluna da yazılıp devam ettiği için, 1902 yılındaki mezuniyetinden sonra öğretmenliğe de hak kazanır. Hemen öğretmen olarak İstanbul’da bir okula tayin edilir. Bir yandan öğretmenlik yaparken, diğer taraftan bugünkü yüksek öğretmen okuluna eşdeğerde olan Dârü’l-Muallimîn’in yüksek kısmına devam eder. Ancak Şakire Hanım’la evliliği ve devamında gelen olaylar, ikinci yüksek tahsili olacak bu eğitimini tamamlamasına imkân vermez.

 

Şakire Hanım

Asım’ın Annesi Şakire Hanım ise 1886 yılında Tekirdağ’ın Saray Kazasına bağlı ve şimdiki adı Büyük Yoncalı olan Büyük Manika köyünde, ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Ailesinin lâkabı “Hocalar” imiş.

Büyük Manika köyü, 1854-1856 Kırım Savaşı’ndan sonra Kırım’dan gelenler tarafından kurulmuş. Köyü kuran kişiler önce gemiyle Tekirdağ’a inmiş; ardından kafilenin bir kısmı Hayrabolu’ya, diğer bir kısmı ise Büyük Manika’nın bağlı olduğu Saray ilçesine gelmişler. Saray’ın adının da Kırım’daki Bahçesaray’dan geldiği söyleniyor. İlk adı Aziziye iken daha sonra Bozapa adını alan Büyük Manika’nın bugünkü adı ise Büyük Yoncalı’dır. 1877-1878 Türk-Rus savaşında Saray ve Büyük Manika dahil bütün yöre büyük ölçüde terk edilmiştir. Rus savaşından sonra tekrar gelişen köy, Balkan Savaşı’nın patlak vermesiyle Bulgar işgali altında kalmış, savaşın ikinci yarısında ise, yani bir yıldan daha kısa bir zamanda tekrar Türk hakimiyetine girmiştir.

Bir anekdot: Şakire Hanım’ın köy lisanıyla anlattığına göre, yöre ahalisi, Balkan Harbi’nden sonra Kondorglos Paşa’nın (Von der Goltz Paşa) tomofili (otomobil) ile köylerinden geçeceğini duymuşlar. Hiç “tomofil” görmemiş olan köylüler, merakla yolun iki tarafına dizilip saatlerce beklemişler. Derken uzakta beliren toz bulutu ile beklenenin geldiğini anlayıp dikkat kesilmişler. Üstü açık tomofilde dört kişi görünmüş. Köylüler ilk defa sakalsız erkekler görüyorlarmış. Onlara hayretle bakmaktan, geçip giden tomofili görememişler.

Şakire Hanım’ın ailesi, kardeşleri, kardeşlerinin eşleri ve çocukları

Şakire Hanım’ın babası Hâfız Numan Efendi, Büyük Manika köyünde hocalık yapıyormuş. O da Fatih Medresesi’nde okumuş. Kur’an’ı hıfzettiği için Hâfız Numan Efendi diye tanınmış. Hâfız Numan Efendi’nin babası Abdüssamed ve annesi Saide, Kırım kökenlidir. O da Hacı İslâm Efendi‘nin daha sonra yapacağı gibi Kırım’dan gelmiş ve Fatih Medresesi’nde okuyarak hoca olmuş. Birçok kuzeni Çanakkale savaşında şehit düşmüş. Bulgaristan’daki Tırnova’dan 93 Harbi de denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda göçmen olarak Büyük Manika köyüne gelmiş. Saray ilçesine tayin olduktan sonra, daha önce Romanya’ya göç eden yine Kırım kökenli akrabaları ile birlikte yerleştiği Büyük Manika’daki tarihi okulda 42 sene hocalık etmiş. Bu okul şimdi harap vaziyettedir ve restore edilmeyi beklemektedir. Numan Dede, Büyük Yoncalı köyünün mezarlığında yatmaktadır.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ile Kırım’ın Rusya’nın eline geçmesi sonrasında göç çileleri başlayan Kırım Tatarları’ndan bir kısmı Romanya’ya ve Bulgaristan’a yerleşmiştir. Bazı kaynaklara göre 1860’lı yıllarda Bulgaristan'a gelen Kırım Tatarları’nın sayısı 110 bin idi. Daha sonra bu kişilerin bir kısmı Bulgaristan'dan göç etmiştir. Bulgaristan'daki Kırım Tatarları'nın en çok yaşadığı bölgeler ise VarnaTatar PazarcıkBalçık ve Şumnu'dur.

Fotoğraf yaklaşık olarak 1933'de çekilmiştir.
Ortada : Ayşe Nine, Solda : Vahide yenge, Arkada : Zaide yenge, Sağda : Safiye Hanım Önde: Nihat Bey

 

Yakın çevresinde “Ayşe Nine” diye anılan, Şakire Hanım’ın annesi Ayşe Hanım, ailesiyle birlikte 1877-79 yıllarında Bulgaristan’dan göç ederek Büyük Manika’ya gelmiş. Babası Hüseyin ile annesi Hatice Bulgaristan göçmenidir. Tırnova’daki ailesi Hocalar diye anılırmış. Aile Bulgaristan’a Kırım’dan gelmiş. Asım’ın anneannesi Ayşe Hanım, Asım’ın ilk oğlu Selçuk doğduktan sonra İstanbul’a gelip, bir müddet Nuruosmaniye’deki evde oturmuştur. Muhtemelen 1945 yılında vefat eden Ayşe Hanım’ın köy mezarlığındaki kabri zaman içinde kaybolmuştur.

Hâfız Numan Efendi ile Ayşe Nine, tahminen 1885 yılında işte bu köyde evlenmişler. Bu evliliğin ilk meyvesi olarak Asım’ın annesi Şakire Hanım 1886 yılında dünyaya gelmiş. Kendisinden sonra beş kardeşi daha olmuş. Bunlar yaş sırasıyla:

Numan Dede

Hâfız Rıza Eroğlu

Erkek Kardeşi

1888 - 1959

Vahide Hanım’la evlendi. Macide, Behire, Halûk, Hakkı ve Mahire isimli beş çocukları oldu.

Ahmet Ziya Öner

Erkek Kardeşi

1891 - 1932

Safiye Hanım’la evlendi. Melike, Nihat ve Mualla isimli üç çocukları oldu.

Hıfzı Eroğlu

Erkek Kardeşi

1898 - 1976

Zahide Hanım’la evlendi. Zahide Hanım, Hâfız Rıza’nın eşi Vahide Hanım’ın kardeşi idi. Mebruke, Bedia, Güner, Behçet, Mümtaz ve Mesude isimli altı çocukları oldu.

İsmet Dinçsoy

Kız Kardeşi

1904 - 1982

Ahmet Dinçsoy ile evlendi. Muzaffer, Nezihe, Hamdi, Müberra, Mübeccel, Hayri, Mükerrem, Muazzez, Mukaddes ve Hilmi isimli 10 çocukları oldu.

Hakkı

Erkek Kardeşi

1906 – 1927

Soyadı kanununa yetişemeden, 20 yaşında iken vefat etmiş. Çok başarılı bir öğrenciymiş. Çevresinde gıpta edilen bir gençmiş. Çok sıcak bir günde bir arkadaşı kendisini davet etmiş. Verdiği randevuya sıcak nedeniyle terleyerek yetişmiş. Fakat arkadaşı kasıtlı olarak gelmemiş. Terli vaziyette bir çeşmeden soğuk su içtiği için tüberküloz hastalığına yakalanmış. Kurtaramamışlar.

Ayşe Nine-Numan Dede Ailesi 2015 itibarı ile gelinler, damatlar ve torunlarla birlikte 250 kişiyi aşmıştı. Bu büyük ailenin üyeleri iki veya üç senede bir, şölen havası içinde buluşurlar.

Şakire Hanım ile Hacı İslâm Efendi’nin evlenmeleri

“Üç aylar”da medrese üst sınıf talebeleri taşra camilerine, genellikle köylere hatip olarak tayin edilir, vaaz ve hutbeleri verirler, imam izin verirse bilhassa teravih ve bazen de diğer vakit namazlarını kıldırırlardı. Cemaat, bayramlarda bahşiş toplayıp onlara verirdi. Hem gerçek bir staj yaparlar ve hem de harçlıklarını çıkarırlarken, imamlar da bu sayede istirahat ederlerdi. Buna “cerre çıkmak” denirdi.

İstanbul’da Fatih Sahn-ı Seman Medresesi’nde okuyan Hacı İslâm Efendi, zaman zaman Büyük Yoncalı köyünde yaşayan uzak akrabası Rukiye ve Saide halalarını ziyarete gidermiş. Zamanı gelince de kendini Büyük Manika’ya cer için tayin ettirmiş. Aynı okulu bitiren Hâfız Numan Efendi ile cer sırasında iyice samimi olmuşlar. Numan Efendi sık sık onu evine yemeğe çağırmış. Derken onun gelinlik bir kızı olduğunu öğrenmiş. Halalarının tavsiyesi ile Şakire Hanım’a talip olmuş. Şakire Hanım olayı duyduğunda çok heyecanlanmış. İslâm Efendi’nin halalarına yaptığı bir ziyarette bahçe kapısını aralayarak kendisini gizlice izlemiş. Uzun boylu ve oldukça yakışıklı olan müstakbel eşini çok beğenmiş. Sonunda izdivaç talebi kabul görmüş ve nişanlanmışlar.

Kaderin cilvesi olarak, Kırım’dan tahsil için gelen bir Tatar genci ile bir ucu Bulgaristan ve Romanya’dan, diğer ucu Bulgaristan’ın Tırnova’sından gelen ailelerin büyük kızı, Trakya’nın Büyük Manika köyünde âdeta Asım için bir araya gelmişler.

İslâm Efendi medreseyi bitirdikten ve Dârü’l Muallimîn’in ilk yılını da bitirip öğretmenlik hakkını aldıktan sonra 1904 yılı Ağustos’unda Şakire Hanım ile evlenmişler. İslâm Efendi evlenince Büyük Manika yakınındaki Karamehmet Köyü’ne öğretmen tayin edilmiş. Kısa zaman sonra halkın kendisini çok sevmesi ve ısrarı üzerine köyün imam-hatipliği de üstlenmiş. Bir yanda evliliği, diğer yanda çifte görevi nedeniyle, Dârü’l Muallimîn’in yüksek kısmına devama mecburen ara vermiş.

Tekirdağ ili, Saray kazası, Büyük Manika, Karamahmet, Kapaklı köyleri.

“Tekirdağ’ın Saray kazasının Büyük Manika (Bu günkü ismi Büyük Yoncalı) köyünde Şakire Hanım İle Hacı İslâm Efendi 1904 yılında evlendiler. Hacı İslâm Efendi, Karamehmet’e tayin oldu ve Asım orada doğdu. Kırım’dan döndükten sonra Hacı İslâm Efendi Kapaklı köyüne tayin oldu.”

1904 yılında İslâm Efendi’nin annesi Hatice Gülsüm Nine, Kırım’dan Karamehmet’e oğlunun evine misafir gelmiş ve yanlarına yerleşmiş. Tahminen 1908 yılında vefat ederek köyde defnedilmiş. Nur yüzlü, özel vasıfları olan biri olduğu için, bazı köylüler mezarını ziyaret edip dua ederlermiş. Zamanla mezarı kaybolmuş. Ancak torunu Asım, vefatından kısa süre önce çocukları ile birlikte bu kabristanı ziyaret ederek, Gülsüm Nine’nin kabrini bulmuş ve yaptırmış. Asım, bir kız evlât babası olduğunda, ona ikinci isim olarak çok sevdiği ninesinin Gülsüm ismini vermiş.

Hacı İslâm Efendi, Karamehmet Köyü’ndeki görevini yürütürken, bir ara Hacc’a gitmiş ve dönmüş. Hacc’a, zengin bir kişinin yerine “vekil” olarak gittiği söyleniyor.

Çocukları

Sıdıka (Hala)

Asım'ın Ablası

1905 - 1994
Sıdıka Hala erken doğmuş, prematüre diyebileceğimiz büyüklükte imiş. Ölecek zannedilmiş. “Zenbile konup duvara asmışlar. 40 gün sesi hiç çıkmamış. 40 gün tamamlanınca ilk defa ağlamış ve yaşama ümidi doğmuş. Sonra düzelmiş” diye anlatırlar

Mahire

Asım'ın Ablası

1907 - 1911
1907 yılında ikinci kızları Mahire doğmuş ama ancak 4 yıl yaşamış.

Asım Ülker

(1954’e kadar Berksan soyadını kullanmıştır.)

1911 - 2001
1911'in 15 Ağustos’unda ailenin ilk erkek çocuğu olarak kahramanımız Asım (Asım Ülker) Karamehmet Köyü’nde dünyaya gelmiş.

Hakkı

Asım'ın Kardeşi

1914 - 1934
1914 yılında Hakkı Kırım’da doğmuş.

Abdurrahman

Asım'ın Kardeşi

1919 - 1919
1919’da Abdurrahman doğmuş ancak altı aylıkken zatürreden ölmüş.

Sabri Ülker

(1954’e kadar Berksan soyadını kullanmıştır.)
Asım'ın Kardeşi

1920 - 2012
1920 yılında son çocukları Sabri (Sabri Ülker) yine Kırım’da dünyaya gelmiş.